Soru: İstiva hakkında hissi uluv diyenler ne kastederler ve onların dedikleri doğru mudur? Değil ise ne cevap verirsiniz? Cevap: Lügatte ...
Lügatte "doğru ve düzgün" anlamındaki siven kökünden türeyen istivâ; mutedil olmak, düzgün ve eşit olmak, karar kılmak, oturup yerleşmek, yönelmek, yukarı çıkmak, hâkim olmak ve tahta oturmak gibi pek çok manaya gelir. İstivâ kavramı; Kur'ân-ı Kerîm'de yedi âyette Arş'a, iki yerde ise semaya yönelik bir fiil olarak Allah Teâlâ’ya nispet edilmiştir.
Muhkem ve müteşâbih olan nasları (âyet ve hadisleri) ve aralarındaki farkları anlamadan "istivâ" meselesini doğru kavramak mümkün değildir.
1. Muhkem ve Müteşâbih Âyet Ayrımı
Muhkem Âyetler
Manası açık olan, zâhiri itibarıyla diğer âyetler ve aklî delillerle bütünlük arz eden âyetlerdir. Âl-i İmrân sûresinin yedinci âyet-i kerîmesinde belirtildiği gibi bunlar "Kitab'ın esası"dır. İtikad, amel ve ahlak konusunda belirleyici olan bu âyetlerdir. Müteşâbih âyetlerin, bu muhkem âyetlerin ışığında anlaşılması gerekmektedir. Örneğin; “O'nun benzeri hiçbir şey yoktur!” (Şûrâ, 11) gibi âyet ve hadisler, Allah Teâlâ'nın cisimlerde bulunan bütün hâl ve vasıflardan münezzeh olduğunu ortaya koymaktadır.
Müteşâbih Âyetler
Birden fazla manaya gelen, hangisinin kastedildiği açık olmayan ve lügat manaları verildiğinde Allah Teâlâ'yı mahlukata benzetme tehlikesi barındıran âyetlerdir. Ehl-i Sünnet'e göre müteşâbih âyetler, daima muhkemlerin ışığında değerlendirilmelidir.
Müteşâbih âyetlere muhkemmiş gibi mana veren Müşebbihe, Kerâmiyye ve İbn Teymiyye gibiler; "Rahmân Arş'a istivâ etti" (Tâhâ, 5) âyetini bâtıl inanışlarına göre "Allah Teâlâ zâtıyla Arş'a yerleşicidir" diyerek açıklamışlardır.
Not: İbn Teymiyye, Allah Teâlâ hakkında: "Allah onlara gelip kürsüsünde oturunca yeryüzü Allah'ın nuruyla aydınlanır" der (1). Ayrıca Arş'ın üzerine yerleşme neticesinde Arş'ta "dört parmak bile fazlalık kalmadığını" iddia eder (2).
2. Selef'in Gerçek Yolu ve Te'vil Meselesi
Söz konusu çevreler, bâtıl inançlarını örtbas etmek için "Allah Arş'ın üzerine yükseldi ve oturdu, lakin celâline yaraşır şekilde" diyerek Selef mezhebine uyduklarını iddia ederler. Oysa gerçek Selef-i Sâlihîn, Allah'ın sıfatlarını yaratıkların sıfatlarına asla benzetmez.
Selef'in Yolu: Allah Teâlâ'yı şanına uygun olmayacak vasıflardan tenzih etmekle beraber, kendi sıfatı olarak zikrettiği vasıfların hakikatini Allah'a havale etmek (tafvîd), yorum ve açıklamaya girişmemektir.
Hatalı Yaklaşım: İstivâya "oturmak" (celese), "yerleşmek" (istikrâr) veya fiziksel bir iniş-çıkış manası verip sonra da "mahlukatı gibi değildir" demek bir kurtuluş değildir. Şayet birine "oturdu" derseniz, bu durum "daha önce ayaktaydı" gibi uluhiyet makamıyla bağdaşmayan mantıksal problemleri beraberinde getirir.
3. Hissî Uluv İddiası ve Mekân Çıkmazı
SORU: İstivâ hakkında "hissî uluv" diyenler ne kastederler ve bu doğru mudur?
CEVAP: Günümüzde "Selefîyim" diyen bazı kişilerin kastettiği istivâ aslında hissî bir uluvdur. Yani Allah Teâlâ’nın gerçek manada yukarıda olduğu ve zâtıyla Arş’ın üstünde (mekânsal olarak) bulunduğuna itikad ederler ki bu tecsîmdir.
Onlara şu soruyu soruyoruz: Allah'a isnad ettiğiniz bu "yukarıdaki mekân" mahlûk (yaratılmış) mudur, yoksa değil midir?
Eğer mahlûktur derseniz: Allah'ın bir mahlûkun içine girdiğini (hulûl) söylemiş olursunuz ki bu küfürdür.
Eğer mahlûk değildir derseniz: Allah'tan başka "kadîm" (başlangıcı olmayan) bir varlık/mekân kabul ederek “Allah her şeyin yaratıcısıdır” (Ra’d, 16) âyetini inkâr etmiş olursunuz.
4. Allah Zamandan ve Mekândan Münezzehtir
ŞÜPHE: "Kur'an'ın neresinde Allah zamandan ve mekândan münezzehtir diyor?"
CEVAP: Aliyyü'l-Kârî, Fıkh-ı Ekber şerhinde: "Allah bir mekânda değildir. Yukarıda, aşağıda veya bir cihette değildir" der.
Zaman ve mekân kavramları mahlukat için yaratılmış iki "zarf"tır. Zarf kapsayandır, kapsadığı şeye de mazruf denilir. Allah’ın bir mekânda veya zamanda olduğunu iddia etmek, mahlûk olan bir şeyin Allah’ı kuşattığını iddia etmek olur. Bu ise Şûrâ sûresi 11. âyetindeki "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur" beyanıyla çelişir.
Ehl-i Sünnet ulemasının icmâıyla Allah Teâlâ mekân, zaman, cihet, hulûl ve intikalden münezzehtir. Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:
“Sen zâhirsin, senin üstünde hiçbir şey yoktur. Sen bâtınsın, senin altında hiçbir şey yoktur.” (Müslim, ed-Dua, 17)
Temel Kavramlar Sözlüğü
Tecsîm: Allah'a cisim isnat etmek. Bunu yapanlara Mücessime denir.
Teşbîh: Allah'ı yarattıklarına benzetmek. Bunu yapanlara Müşebbihe denir.
Kaynakça
İbn Teymiyye, el-Esmâ ve's-Sıfât, 1. Cilt, s. 201.
İbn Teymiyye, Mecmûu'l-Fetâvâ, XVI, 438; IV, 374.
Aliyyü'l-Kârî, Fıkh-ı Ekber Şerhi.
İmam Beyhakî, el-Esmâ ve's-Sıfât, 2. Cilt, s. 144.
İbn Hacer el-Askalânî, Fethu'l-Bârî, 7/124.

Hiç yorum yok